ANA SAYFA
KOYUN TARIHI
RESIM GALERISI
LONDRA RESIMLERI
ESKI RESIMLER
MESLEKLER
SIIR-OYKU
HABER-ILAN
ILETISIM

SIIR-OYKU


RUZGAR MEMET

RÜZGAR MEHMET KLORMATİK GÖZLÜĞÜNÜN ALTINDA BİR ÇİFT BERRAK GÖZ ANLATIRKEN GENÇLİĞİNİ MERSİN TÜRKMEN OTELİNİ BAŞ AHÇI OLDĞU GÜNLERİNİ KULLANIRKEN İKİ ELİNİ SOHBET ESNASIN DA ÇAKMAK ÇAKMAK OLUYOR GÖZLERİ GENÇLİĞİNDE BELLİ Kİ OTÖR OLMUŞ AHÇILIKTA MUTFAĞIMA YAZARDIM;
HATA YAPMA ÖZÜR DİLEME; DİYE HELE BİR SOR Kİ NİYE PRENSİP SAHİBİYİM DİYOR İŞİMİ EN İYİ YAPAR MUTFAKTA YENİ MÖNÜ OLUŞTURURDUM BİLİNMEYEN YEMEKLER YAPAR KESİLMİŞ KUZUYU SÜSLEYEREK GEÇİRDİM YEMEK SALONUNDA SERVİS ARACI ÜZERİNDE DİMDİK AYAKTA MERSİN TÜRKMEN OTELİNİN MÜŞTERİLERİ HAYRANLIK VE HATTA ŞAŞKINLIK BAKIŞLARI ARASINDA HAYRANLIKLA DİNLEDİK ÇİNO MEHMET VE BEN RÜZGAR MEHMET NAMLI MEHMET YILDIRIMI YILDIRIM ALİBEG AMCANIN CENAZE HAZIRLIĞI ESNASINDA
ALİ TAŞOĞLU TAVLA, 11 MART 2007

EVLAT OLMAK

Biz çocuklar, her zaman anne-baba olmanın dünyanın en zor işi olduğunu duyarak büyüdük. Anne-babanın mesaisi yok, emekliliği yok, karşılıksız severler, uykusuz geceler, harcadıkları emeğin tarifi mümkün değil, aynı zamanda da maddi olarak karşılığı yok vs. vs.

Peki ya evlat olmak?

Hayatını çocuğuna göre değiştirmeye karar vermiş (mi?) bir anne-babanın (toplumun beklentisi ve etkisiyle) evladının da hayatını kendi beklentisine veya isteklerine göre değiştirmesini talep etmesi, baskılaması, duygu sömürüsü, kimi zaman da tehdit ederek anne-babalığının bütün gücünü kullanması nasıl açıklanabilir?

Haydi, çocukken yani ihtiyacı varken yedirirsin, içirirsin, giydirirsin ve onun adına kararlar alırsın.

Ama zamanla buna alışırsın ve hep bu evladın hayatıyla ilgili kararları almaya devam etmek istersin.


Aslında çocuklarımızla ilişkimizde, kendi evlat rolümüzün ne kadar belirleyici olduğuna zaman zaman değinmiştim. Yani kendi anne-babalarımız, bizim onları ve kendimizi algılayışımız, bugünkü anne-babalık rollerimizin temellerini oluşturmaktadır.

Çocuklarımızdan beklentilerimize şöyle bir bakacak olursak; bu beklentilerin, kendi çocukluğumuz ve kendi anne-babalarımızdan kısaca kendi hikâyemizden hiç de bağımsız olmadığını görürüz.

Kültürümüzde,ben yaşamadım, çocuğum yaşasın ya da ben yaşadım, çocuğum yaşamasın ikilemi ne kadar hâkim değil mi?

Benim hiç pırıltılı oyuncaklarım olmadı, bari onun olsun Ben okuyamadım, o okusun Ailem çok otoriterdi, ben olmayacağım Benim gibi içedönük olmasın, kendini ifade etsin Ezilmesin Benim gibi çabuk olsun Benim gibi cesur olsun Benim gibi istemediği mesleği seçmek zorunda kalmasın, sanatçı olsun, sporcu olsun, o olsun bu olsun

Pratikte bu cümleler ben ile başlamaz. Ben cümlenin içinde gizli özne bile değildir ama vardır. Cümleler genelde çocuğum ile başlar. Aslında cümlenin Ben ile başladığının anne-baba da çok farkında değildir.

Ancak çoğunlukla anne-babaların sorun diye tanımladıkları davranış biçimlerinde ya da beklentilerinde kendi açmazları saklıdır.

Anne-babaların elbette çocuklarıyla ilgili beklentileri olacaktır ve elbette sorunlar yaşanacaktır. Bu da son derce sağlıklıdır. Ama anne-baba, beklentilerini gözden geçirmek ve gerçekçi olmak zorundadır. Bu beklentiler öncelikle ebeveynin ihtiyacını karşılıyorsa, ortada bir problem var demektir. İşte bu noktada çok önemli bir ayrıntı, gözden kaçmaktadır:

ÇOCUĞUN İHTİYACI

ACABA O, ANNE-BABASININ İSTEDİKLERİNİ NE KADAR İSTİYOR YA DA NE KADARINI YAPMAYA GÜCÜ YETER?

Anne-babaların beklentilerinin ve çocukları için yaşları büyüse de ısrarla almaya devam ettikleri kararların, zamanla çocuk için nasıl bir basınç oluşturduğunu ve onların bu basınç altında nasıl da ezildiklerini tahmin etmek güç değil.

Sevgili anne-babalar, önümüzdeki günlerde çocuğunuzla ilgili beklentilerinizi bir not kâğıdına sıralasanız ve vakit buldukça bunların kimin ihtiyacı olduğuna bakabilseniz diyorum. Hangileri çocuğunuzun gerçeği ile örtüşüyor? Hangileri aslında ben ile başlayan beklentiler? Hatta biraz daha vaktiniz olursa sizin anne-babalarınızın sizden beklediklerini de sıralayın. Hangileri sizin gerçeğiniz ile örtüşüyor? Hangileri aslında onların ihtiyaçları?

Belki o zaman evlat olmak ve anne-baba olmak kavramları üzerinden yeni bir anne-baba rolü yaratma yolunda önemli bir adım atmış olursunuz.

Ne dersiniz?

Sizin diye bildiğiniz evlatlar gerçekte sizlerin değildirler
Onlar kendilerini özleyen Hayatın oğulları ve kızlarıdırlar
Sizler aracılığı ile dünyaya gelmişlerdir ama sizin değildirler
Sizlerin yanındadırlar ama sizlerin malı değildirler
Onlara sevginizi verebilirsiniz ama düşüncelerinizi asla
Çünkü onların canları geleceğin sarayında oturur ve sizler
Düşlerinizde bile orayı ziyaret edemezsiniz
Kendinizi onlara benzetmeye çalışabilirsiniz ama onları
Kendinize benzetmeye kalkmayın hiç
Çünkü hayat ne geriye gider, ne de geçmişle ilgilenir
Sizler, evlatların birer canlı ok gibi fırlatıldıkları yaylarsınız
Yayı geren, sonsuza açılan yolda kendine bir hedef edinmiştir ve
Oklarını en uzağa eriştirebilmek için kendi gücüyle sizleri gerer
Yay, gerenin elinde seve seve bükülür
Çünkü oku atan o güç, uzaklaşan okları sevdiği kadar
Elindeki sağlam yayı da sever. Halil CİBRAN

Sevgiyle kalın

Psikolog Ebru Yılmaz

ADI UNUTULMUŞ ÇİÇEKLER

Tanıdığınız dikenli bir bitki vardır görünen yamaçlarda
Uzaktasınız, iyi göremiyor olabilirsiniz!
Keven de olabilir, gelişmemiş bir kenger de!
Ama ne fark eder ki,
İkisinden biri olduğunu bildiğiniz,
Yani tanıdığınız dikenli bir bitki
Ama mevsimidir, çiçek yüklü olduğunu bilirsiniz.
Ve ürün vereceğinide.
Dahası, işçi bal arılarının üzerine konacağınıda bilirsiniz
Yolunuza devam edersiniz.

Belki bir hayal alemindesiniz,
Belkide yaşadığınızın farkında.

Bir an, bir vadiye daldığınızı anlarsınız,
Üstünüzde fırtınalara gebe bir yağmur bulutu
Ve üzerinize yıkılacağını zannettiğiniz " Binboğa'nın kapı kayaları"
Belki bir belirsizliğe gittiğiniz hissine kapılabilirsiniz o anda.

aa o da ne?
Bir çok çiçek görürsünüz, hemen yanı başınızda
Sümbül mü desem, nevroz mu?
Ya da bilipte adını çıkaramadığınız çiçekler.
Belkide yaylanızda “yıldız” gibi açan "adı unutulmuş çiçekler"

Ve hatırlarsınız ki,
Bu bahar siz attınız tohumunu oraya bu çiçeklerin
Artık bilirsiniz.
O çiçekler dönüş yolculuğunuzun gülüdür.
Ne fırtınalı bulutlar ürperti verir size,
Ne de üstünüze geldiğini zannettiğiniz kayalar.
Toprağın kokusunu hissettirir o çiçekler size
Ve doğanın cömertliğini.
Obur yaratıkların yok etmeye çalıştığı filizlerin yeşerdiğini görürsünüz.

Artık mutlusunuzdur;
Çünkü her biri bir yerde olsada,
Çiçeklerinizin kökünün toprakta olduğunun farkındasınız.
Ve birini yel alıp götürsede,
Bir yerlerde açacağını "umut etmez" bilirsiniz.

Açıklama:
Umut kelimesi boş yere türetilmemiştir,
Ama umudu yaşam biçimi halinden kurtarmak için,
Bir tohumda siz atmalısınız toprağa,

18 Eylül 2005
Yusuf Bülbül


UMRUMDA DEGIL

DAGLARIN RÜZGARI ESSE YÜZÜME.
TAVLANIN KOKUSU GIRSE IÇIME.
O DOSTUN SON KEZ SELAMI GELSE.
UMRUMDA DEGIL ÖLSEMDE BILE.

ÇIKIP YÜCESINDE KEKLIK AVLASAM.
SOGUK SULARINDAN BIR AVUÇ ALSAM.
YORULMADAN GEZIP DOLASSAM.
UMRUMDA DEGIL ÖLSEMDE BILE.

KÖZDE ÇAYINA HASRETIM.
ÇAYIRINDA AT BINSEYDIM.
YAYLAM DUMANLIYI SON KEZ GÖRSEYDIM.
UMRUMDA DEGIL ÖLSEMDE BILE
ASLAN YILDIZ


DUMANLI YAYLAM
Başın dumanlı, küskünsün, dumanlı yaylam
Şafakta katırların nal sesleriyle uyandırdık, uykundan
Kestik tüm ormanını birer birer, yeşilini yok ettik
Çırılçıplak ürüyan bıraktık seni,Binboğada yalınız
Utandırdık ele güne karşı üzgün ve mahçup dumanlı yaylam
Kim bilir ne yiğitler eşkıyalar gezdi obalarında
Kimbilir ne aşklara ne sevdalara tanık oldun
Aşikar etmedin, hiç kimsenin sırlarını
Yüzüne vurmadın, hiç kimsenin ayıbını
Sırdaşım olmuştun, dumanlı yaylam
İlkbaharda kuzu sesi çocuk sesleriyle şenlenirdi oban
Atlar,kısraklar, cirit atardı yeşil çayırlarında
Koyunlar kaval sesleriyle, su içerdi pınarlarında
Gelinler,güzel kızlar bez bağlardı çalılarına
Ziyaret eylemiştik seni,dumanlı yaylam
Binboğaya kafa tutardın güzelliğinle
Subatana tepeden bakardın başı dik ve mağrur
Hep kıskandı diğer yaylalar seni
Suyun bol, rengarenk çiçeklerle bezenirdi oban
Kıymetini bilemedik, dumanlı yaylam
Bahar gelince göç ederdik yurduna
Saray olurdu taştan,topraktan evlerin
Ateşler yakardık, geceyi aydınlatırcasına
Etrafında halay çekip türkü söylerdi kadın,erkek
Bizimle güler eğlenirdin, dumanlı yaylam
Sonra birer birer göç eyledik diyarından
Tek başına yapa yalnız kaldın,Binboğada
Uçup gittiler kuşlar, kartallar,akbabalar
Küsüp gittiler kayadan,kayaya seken ceylanların
Geri gelmez oldular, dumanlı yaylam
ilirim kızgınsın isyan edersin insanoğluna
Onun için kıt eyledin pınarlarında soğuk sularını
Şelalelrinde sesler gemez oldu,kuş sesleri yok artık
Çocuk sesleriyle karışan, kuzu sesleri yok artık
Kolların açmış bizi beklersin, dumanlı yaylam
Niyazi Ok
E mail:noziuk@yahoo.co.uk

GURBET
ACI BİR RÜZĞAR GELDİ. TAVLADAN ESTİ GEÇTİ.
DÜŞÜRDÜĞÜ YERİN ADI.KÖR OLASI ZALIM GURBET.
HAYAL OLDU UMUTLARIM. VİRAN OLDU EVİM BARKIM.
EŞE DOSTA HASRET KOYDUN. KÖR OLASI ZALIM GURBET.
ZALIM GURBET HAİN GERBET. BİZİ BİZDEN EDEN GURBET.
ASLAN YILDIZ BUNU SÖYLER DAYANIRMI BUNA YÜREK.
SARI ÇİÇEK DALLANMIŞ BOY VERDİKÇE SALLANMIŞ.
DUMANLIYA BAHAR GELMİŞ VAY KÖR OLASI ZALIM GURBET.
TAVLALIYA GURBET ZORMUŞ.UMUTLARI ORDA İMİŞ.
DUMANLIDA GÖZDE TÜTMÜŞ. KÖR OLASI ZALIM GURBET
SAYGILARIMLA. ……. ASLAN YILDIZ

Topraga Dusenin Sirri

Sevdami Beroj onunde
Bayrak actim, cadir kurdum
Senin icin ben cok yandim
Ve bir ordum muradima erdim.

Yare Naze, neredesin
Ben Akdemir yolunda
Eski pusku bir taksi
Ben azrail kolunda

Dogdugum topraklara
Koyun otlattigim yaylalara
Koyumu ilk goren yokusa
Korna calarakmi gelecektim?

Ve yasam mucadelesinde
Bin bir zorluk icinde
Dilini bilmedigim bir sehirde
Kirkimin verilecegini nereden bilirdim

Aslina bakarsan ben
Hayran oldugum ocakta
.....Eylul aksaminda
Hakka revan oldum.(Bir butun oldum)

ALI TASOGLU
19 Ekim 1999
SENOBA

Topraga Dusenin Sirri

Sevdami Beroj onunde
Bayrak actim, cadir kurdum
Senin icin ben cok yandim
Ve bir ordum muradima erdim.

Yare Naze, neredesin
Ben Akdemir yolunda
Eski pusku bir taksi
Ben azrail kolunda

Dogdugum topraklara
Koyun otlattigim yaylalara
Koyumu ilk goren yokusa
Korna calarakmi gelecektim?

Ve yasam mucadelesinde
Bin bir zorluk icinde
Dilini bilmedigim bir sehirde
Kirkimin verilecegini nereden bilirdim

Aslina bakarsan ben
Hayran oldugum ocakta
.....Eylul aksaminda
Hakka revan oldum.(Bir butun oldum)

ALI TASOGLU
19 Ekim 1999
SENOBA

TAVLADA İLKBAHAR

Uykudan uyanıp, elbiselerini giyip dışarı çıktığında üstü açık ağılda bulunan kuzular Hüseyin'i görünce melemeye başladılar, kendi kendine anneniz ben miyim ki meleşiyorsunuz diye söylendi. Sorduğu soruyu yine kendisi cevaplandırdı; öyle ya kırlara götürüp karnınızı ben doyuracağım, annenizin görevini ben yapmış olacağım, melemekte haklısınız diye söylendi.

Hüseyin beş yaşındaydı, ilk kez tek başına kuzuları yaylıma götürüyordu, aslında bu durum onun heyecanlanmasını gerektirirdi ama onda heyecan belirtisi olmadığı gibi, görevinin ehli bir yetişkin gibi elini yüzünü yıkıyorken annesine azığını hazırlamasını söylüyordu. Annesi/Base kahvaltısını yedirip, yoğurt ve ekmekten ibaret olan azığını beline bağladıktan sonra ağıldan kuzuları çıkarıp Hüseyinin önüne kattı.

Evleri köyün dışında Çingılık denen mevkideydi, yetişkin bir insan köyden evlerine otuz dakikada ulaşabilirdi. Köylülerin mera bekçisi tutarak korudukları ve haziran ayının başlarında topluca konaklayacakları yayla evleri Hüseyin'in evlerine daha yakındı. esasen Hüseyin'in kuzuları otlatacağı yer korunan bölgeydi ama mera bekçisi kuzular için bir şey söylemezdi; çünkü henüz süt emmekte olan kuzular korulu bölgeye fazla zarar veremezlerdi.

Belindeki azığını elleriyle kontrol ettikten sonra elindeki söğüt çubuğuyla kuzuları yaylaya doğru sürmeye başladı. Kuzuları otlatacağı dere yatakları, küçük düzlükler ve tepeler Hüseyin'in bildiği yerlerdi, abisi ve ablalarıyla birçok kez oralara koyun ve kuzu otlatmaya gitmişlerdi. On dakikalık bir yürüyüşten sonra korulu bölgenin başlangıcına ulaştı, kuzuları yeşil çimenlere salarak onları izlemeye başladı. Her taraf yeşil çimenlerle kaplı olduğu halde, kuzular birkaç çimen ve çiçek yedikten sonra etrafa dağılıp yamaçlara doğru gidiyorlardı. Her dağılmadan sonra Hüseyin onları bir araya topluyordu ama kuzular tekrar dağılıyordu. Epeyce yorulmuştu. Bir ara, bir evlerine baktı birde yaylanın devamında bulunan ve takriben dört kere bin metre uzaklıkta olan Binboğa dağına baktı. Binboğa dağını çok seyretmişti. Geçen yaz amcasının oğlu Ali ile beraber harman yerinde yatarlarken seyretmişlerdi Binboğa dağını. Sanki evrenin bütün yıldızları Binboğanın başına birikmişlerdi. yıldız çokluğundan dolayı terazi yıldız takımını diğerlerinden zor ayırt etmişlerdi , Ali ile birlikte her biri kendisine ait birerde yıldız seçmişlerdi. Birde bu kış seyrettiği geldi aklına, fırtınalı bir günde evlerinin camından izlemişti binboğa dağını, bulutlar zirvede dans ediyordu sanki ama hiç korkmamıştı kaldı ki şimdi kışta değildi. İleri ki yıllarda zirve dahil her tarafı karış karış gezecekti Ama o şimdi bunun bilincinde değildi veya öyle düşünmesini gerektirecek bir durum yoktu.

Dağın zirvesine gidecek haliniz yok ya gidin gidebileceğiniz kadar; çünkü bende acıktım dedi kuzulara. Azığını belinden çözdü, çimenlerin üzerine açtı. Oturup yemeğini yedikten sonra oracıkta uyuya kaldı. Uyandığında gün öğleyi bir saat kadar geçmişti. Kuzular etrafında yoktu. Evden tarafa baktı yoktular, sağda ve soldaki dik yamaçlara baktı orada da yoktular, Binboğa tarafına yöneldi, işte oradaydılar, epeyce uzakta bir tepede, tepeyi aşmak üzereydiler. İlk kez o tepeye ve arkasına gidecekti. Hızlı adımlarla kuzulara doğru yürümeye başladı, bazen de koşuyordu. Tepeye vardığında kuzular tepeyi aşıp öbür tarafa gitmişlerdi. Tepe altı kere elli metre uzunluğundaydı, hemen arkasındadırlar, şimdi gider getiririm diyerek yürümeye devam etti.

Tepenin bitimine geldiğinde bir an durdu, yerinden kımıldamıyordu, nefes alış verişi bilinen en düşük seviyede olmalıydı, tek bir adım dahi atmıyordu, güneş öğle üstünün en parlak halindeydi ama Hüseyin güneşin parlaklığını hissetmiyordu yada bakmıyordu, bütün haşmetiyle gözlerinin önünde binboğa dağı vardı ama Hüseyin onu da görmüyordu veya bakamıyordu, zaman durmuştu sanki, bir tek kalbinin atışlarını hissedebiliyordu. Gördüğü yada duyduğu hiçbir yere benzemiyordu burası, burası başka bir dünya diye düşündü. Önünde uzanan düzlüğün görünen her tarafı çiçeklerle bezenmişti, hiçbir çimenlik veya toprak görünmüyordu, düzlüğün ortasındaki çeşmenin sadece oluğundan akan suyu görünüyordu, insanın bildiği ne kadar renk varsa çiçeklerde mevcuttu; kırmızı, sarı, yeşilin değişik tonları, mor ve en çokta beyaz vardı. Çiçekler düzlüğün her iki tarafında yükselen yamaçları da kaplamıştı, kuzular çiçeklerin içinde birer melek gibiydiler, sadece sırtları görünüyordu, yan yana olan kuzu hiç yoktu,belki ki onlarda bu muhteşem güzelliğe kapılmışlar diye düşündü. Hüseyin gelince sözleşmiş gibi hepsi başını kaldırıp bir müddet ona baktıktan sonra çiçeklerin arasında bulunan çimenleri yemeye devam ettiler. Kuzuların doğal davranışından mı? Yoksa manzarayı yeterince algıladığından mıdır? bilinmez ama Hüseyin kendini biraz toparlamıştı, Binboğanın yükselmeye başladığı sıfır noktasından itibaren zirveye kadar yükselen bütün bölümlerini gözden geçirdikten sonra bir an için tüm Binboğaya hükmettiği duygusuna kapıldı, ama bu duygudan da çabucak sıyrılmasını bildi; birde gökyüzüne baktı, güneşin aydınlattığı ve görebildiği kadarıyla gökyüzünü inceledikten sonra gitme vaktinin geldiğini düşündü, yürümeye başlayacağı sırada bir an için çiçeklere basmaya kıyamadığının farkına vardı ama kuzuları toplayıp eve götürmesi gerektiğinin bilincindeydi, çiçeklere basmamaya özen gösterip yavaşça yürüyerek pınarın yanına geldi, pınardan su içtikten sonra yanı başına oturdu, bütün kuzular kendiliğinden toplanıp pınarın başına gelip su içtiler, Hüseyin bir müddet daha çiçekleri izledikten sonra kuzuları eve doğru sürmeye başladı. Eve geldiğinde saat beş yada altı sularıydı, abisi Mehmet ve ablası Hanım karşıladılar, bir müddet Hüseyin'i sevdikten sonra kuzuları ağılın içine götürdüler.

Bu mevsimde çoğu zaman açık olan evin kapısına geldiğinde dönüp Binboğa ya tekrar baktı, kim bilir sende ne dünyalar gizlidir günü geldiğinde hepsini de görmeye geleceğim diye düşünüp açık olan ev kapısından içeri girdi.

01.05.2005

YUSUF BULBUL


Başlık Buraya Gelecek

Bu bölüme, kendi belirlediginiz konuyla ilgili bir yazı girin.

BEN Mİ KİMİM?

ÖTE YÜZDE ARDIÇ AĞACININ ALTINDA KALAN,
... ÇOCUK BABASI NURİ KEKİLLİYİM BEN

DUMANLI, ARGALAR CAMUSTA KOYUN VE KUZU PEŞİNDE
VEDE BASTONUMLA AHES AHESTE
DOĞAL ÇOBAN TAVLADA
DÖNEDEN OLMA ŞUMARIN OĞLU HALLOYUM BEN

DAHA ON SEKİZİNDE KARDAŞIM İBRAHİMLE
TOP OYNARKEN
ERMENİ KUYUSANDA
İSTANBUL ETİLER DE ÇIRPINIP YUKARI ÇIKTIKCA BATAN
VE DE BOĞULAN ASAFIN OĞLU MEHMEDİM BEN

ADI BATSIN DAHA NİŞANLI İKEN
AMCAM KIZI GÜLSÜM İLE
KANSERE YİRMİÜÇÜNDE YENİLEN ZÖHREDEN OLMA
MEHMET ALİ OĞLU HÜSEYİN YILDIRIM BEN

HÜSNEM İLE DELİ ÇAĞLARIMIZ
VE KIPKIRMIZI AKIYOR İKEN KANIMIZ
İNCE RAHATSIZLIK DEDİLER
BENDE YENİLDİM HAYATA DÜŞTÜM TOPRAĞA
ALİ GİLGİLİN OĞLU KENANIM BEN

ELEKTRİKÇİ İKEN
SEVDİĞİM MOTORSİKLET SIRTINDA
ALAMADIM HIZIMI DÜŞTÜM TARLAYA
ERCİYES TIP FAKÜLTESİ SON GÖRDÜĞÜM
VE ....NİN BABASI EMİGE MILLANIN OĞLU KENANIM BEN

OMUZUM DA SAKOM, VE BİRİNCİ SİGARAMLA
İNCECİK GOMUYLA BÜTÜNLEŞMİŞ
DUVAR USTASI FATENİN KOCASI
SELVERİN BABASI
YILDIRIM ÖMERİM BEN

ANKARA YI YOL ETTİM SIRF OKUSUNLAR DİYE GENÇLİĞİM
TAVLA ORTAOKULU İÇİN
ÇOK MÜCADELE ETTİM
SİGARAYI SİGARA İLE YAKAN
EV İLE ORTI GIND ARASINI HER GÜN ARŞINLIYAN
YİĞİT ALAHIRT NAMIYLA BİLİNEN ALİ MACİTİM BEN

DAVUDİ SESİMLE KURAN OKUYAN
KOYDUĞUM TEŞHİSİ KAYSERİDE TEKRARLAYAN
DÖRT HANIM ALMIŞ AMA MUTLU
YİĞİT ALİKE LOREYİM BEN

KOYUN SESİNİ SEVDİM DOĞAL ÇOBAN BİRDE
KURU ÖKSÜRÜĞÜMLE UYANDIRDIM SABAHLARI
YABAN ELDE TRAFİK KAZASINDA KAYBETTİĞİM
VELİ BÜLBÜLÜN BABASI MEHMET BÜLBÜLÜM BEN

UZUNCA BOYUM
BİRDE YEDİĞİM DÜRÜMLERLE ANILDIM
İKİ EVLADIM AYNI ANDA TENEŞİRDE KALDI...
ÇİĞER DELİSİ OLDU DEDİLER
MEMEDİ SILENİN OĞLU ASAFIM BEN

MUHTARLIK VE DOĞAL KRİZMA BANA HASTI
KANSER HÜKÜMET GİBİ KESTİ
ERKEN TOPRAĞA MERHABA DİYENLERDENİM
AĞLASIN GÜZEL GÜLLÜ KARIM
MEMEDALİ BASEYİM BEN

KUŞÇU, ESİRİK YALAKTA ASKERLİK YAPMIŞIM
KASKOYU SOR JAROYU KOR DEMİŞİM
NE KADAR ÖKSÜZ VARSA ANASINI.. DEMİŞİM
TAVLA DA KASKOYUM BEN

BRE KİRVE DEDİM.... UZUNCA BAĞIRDIM
TÜRKÇE CÜMLELER AĞZIMDA HAYAT BULDU
AĞA VE HATUNU ANLATTIM
KÖY MEYDANIN DA
ALİ İSENİN DÜKKANI ÖNÜNDE
UZUN CANNIKIN KOCASI
PUŞURUK MUSAYIM BEN

SEKSEN DARBESİNDE MURTAR
CAMİ FİKRİNE İYİ OLUR KAYMAKAM BEY DEDİM
ZATEN GÖLÜK BAĞLAYACAK AHIRA İHTİYACIMIZ VAR DEDİM
1968 DE DOĞANLARI BİR BİR BİNDOKUZYÜZ ALTMIŞ SEKİZ YAZDIM HEPSİNİ
MUHTAR CIBIKIM BEN

MATEMATİK ÖĞRETMENİ BEN
ŞALVARIMLA VE BOĞAZIM DA Kİ MENDİLİMLE
ORAK ÇEKTİM,
TIRPAN BİÇTİM
BİR DE SAVURDUM RÜZGARA KARŞI HARMAN
ABİDİN PAŞA DA KÖR KURŞUN BULDU BENİ
DEVRİMCİ ALİ GÜMÜŞÜM BEN

KILLOR OLMAYINCA OLMAZ DEM
SİGARAM SINIRSIZ VE TAVLAM
BİR DE PERİŞAN GÖZÜM
KİMİNE GÖRE EVLİYA KİMİNE GÖRE DİVANE
TAVLA DA KİMSE İNCİNMEDİ
KARA KOYUNU ALAN KURT DAHİ
BASENİN OĞLU DİVANE HÜSEYİNİM BEN

CEMAL, MESUT VE ALİNİN SIRA ARKADAŞI
KOŞMAKTA ÜZERİME TANIMAM KİMSEYİ
VATANİ GÖREVİMİ YAPARKEN KAPTIM
İLİK KANSERİNİ
HAYAT MURATSIZ BIRAKTI BENİ
CEVATIN KARDEŞİ
ALTUN CEVATIM BEN

YAYLA DA KURDA KUŞA
KARTALA YEM OLAN
EVMİZİN KAPISINA ÇIKMAYAN YOLA DÜŞEN
URAŞIN OĞLU
KADİMİM BEN

İPLE TANIŞAN HATUN,
ALMANYA DA GURBETÇİ HURŞİT
ŞEHİT İSMET
TRAFİKTE VELİ,
DAHA ONLARCASI HASANIM
ALİYİM BEN


GURBET BENİM İÇİN SADE İSTANBUL
YATAĞIM GÜNLÜK GAZETELER
GERİ DE KALAN
OĞULLUYUM KORRONUN.... BEN

ARPALI ÜZÜMLÜ NOHUTLU BİR TASTA
SADECE NOHUTLARI VE ÜZÜMLERİ YEDİM
ARPAYI TASLA ÖNÜNE KOYDUM DOKTORUN
BEN EŞŞEK MİYİM Kİ YİYEYİM ARPALARI DEDİM
DOKTORA
PAA... DİYE KORKUTTUM KÖŞE BAŞLARINDA İNSANLARI
TAVLA DA NAZEYİM BEN

BEN Mİ
TAVLANIN EKMEĞİ İLE BÜYÜMÜŞ
DÖNDÜDEN OLMA ASAFIN OĞLU
ALİYİM BEN
ALİ TAŞOĞLU 22 ŞUBAT 2007 BEYTEPE


YARE İÇİNDİR

YOKLUĞUN BEŞİ BİN PARA
HASRETİN DİZİLİ SIRA SIRA
YAR KEMAN KAŞLIM
BERABER OTURDUK ÇAY KENARINA
SARILDIK ÖNCE BİRBİRİMİZE
FISILDADIK BİRBİRİMİNZİN KULAĞINA
SENİ SEVİYORUM DİYE
YAR YİNE HASRETİM SANA

ALİ TAŞOĞLU 13 OCAK 1992 GAZİANTEP YAMAÇOBA

1992 YILINDA ŞIRNAK TAŞDELEN JANDARMA TABURUNDA İKEN ŞEHİT OLAN YİYENİM J.KOMD.ER İSMET BÜLBÜL 'İTHAF EDİLİR

UNUTULMAYANLARIN ARDINDAN.....

YIL 1992 AYLARDA MAYISIN DÖRDÜ
EL AYAK ÇEKİLMİŞTİ ARTIK
UZUNCA EVİMİZİN DEMİR KAPISI ÇALDI, TAK TAK
TELEFONUNUZ VAR DİYE
AYAĞIMA TERLİK SIRTIMA GOCUK
KOŞTUM TELEFONA İSMAİL ABİLERE
AHİZE DE Kİ SES,
KÖYÜMÜZÜN SANTRALCISI RIZA ABİ:
'' İSMET ŞEHİT OLDU BİLGİN OLSUN DEDİ''
DONUP KALMIŞIM ÖYLECE
YÜREKTE YARA GÖZLERDE YAŞ
ÜZERİME ÇEVRİLDİ BÜTÜN EV BAKIŞLARI
SÖYLE KOMANDOM,
''YİĞİT OLAN ASKERLİĞİNİ KOMANDO OLARAK YAPAR'' DERDİN
ÖNCE KIRKAĞAÇ SONRA ŞIRNAK
CİVAN BOYLUM ŞEHİT OLDUN DEMEK
CAN DOSTUM VE SINIF ARKADAŞIM CEVAT ALTUN VE SEN
YAŞAMIN YİRMİSİNDE YİRMİ YEŞİLİNDE
BAHARINDA
DE SÖYLE BANA
YUKARI KONAĞIN SARI GÜZELİ
SENDE SEVİYORMUYDUN KOMANDOYU
BİLİYORMUYDUN SANA GÖNÜL VERDİĞİNİ?
DAYIN NASIL DAYANSIN
ACINA KARA HABERİNE
TEZ DUYULDU TELİN UCUNDA
GAZİANTEP, KAYSERİ
LONDRA
İSTANBULDA
HERKES TOPLANDIK ASKERİ HAVAALANINDA
ASKERİ UÇAKTA AL BAYRAĞIMA SARILI TABUTUNDA
''İSMET BÜLBÜL KAYSERİ '' YAZILIYDI
O ZAMAN İNANDIM ŞEHİTSİN
YÜREĞİMDESİN
KOMANDO... YİĞİDİM
CAN VE ANNEM DE İNANMIYORLARDI
YARALIDIR DİYORLARDI
NASIL İNANSINLAR Kİ?
VE BU GÜN KÖYE HİÇ MEVZİLENMEYECEĞİN
BİR TEPE ALTINDA
BAKIYORSUN
YOKUŞTAN İNEN HER ARABA
ÖNCE SENİ SELAMLAR
SONRA GÖKYÜZÜNÜ İSMET... İSMET... İSMET ...

ALİ TAŞOĞLU 02 OCAK 1994 KULP

Adı yasak bir ciçektir dağlarda
Arar yurdunu tarihsiz çağlarda
Bir ezgi başlatır dünyaya karşı
Susar türküsü dumanlı çığlarda
Mısri kız derler dereler taşkını
Yollar yorgunu yokuşlar aşkını
Direnir düşmana satmaz aşkını
Zindanda düşmanı direnç şaşkını
Binboğanın gözleri tavlaya bakar
Her kızın çığlığı bir gönül yakar
Her sevda başına bir ateş takar
Cingılıkın suları kendini yakar

CANTEKIN BULBUL

GİDİYORUM

BU DERDİME ÇARE YOKTUR,
ÇEK ELİNİ TABİB DOKTOR
BENİM YARAM DERMANSIZDIR
İLACI MERHEMİ YOKTUR

FANİ DÜNYA ZAMANI GELDİ
SANA ELVEDA DEMENİN
GİDİYORUM SENDEN GAYRI
MURADIM GÖZÜMDE KALDI
UĞURLAYIN GİDİYORUM

AGLAMASIN NAZLI BABAM
EŞİM DOSTUM GARDAŞLARIM
ZAMANSIZCA GİDİYORUM
EMANETİM EVLATLARIM

BİR KIZIM BİR OĞLUM VAR
BİRİ EZĞİ BİRİ SERDAR
SARARIPTA SOLMASINLAR
AHMETİM HOŞÇAKAL

Sevgili Zeynep Yildirimin anisina
ASLAN YILDIZ


GIT
DEMEK SENDE GİDECEKSİN HA HADİ GİT YOLLAR SENİ BEKLEMESİN
UMUTLARINIDA AL YANINA BURDA KALMASIN HAYATA SARIL SIKI SIKI SEN UNUTMA Kİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİDİYORSUN
SANA GÜLE GÜLE DEMEK BİLE GELMİYOR İÇİMDEN O YÜZDEN GİT GİT GİT
BENDE GİDEYİM UMUTLARIM YİTMEYE DURMASIN DAHA NE GÜNLER VAR NE GÜNLER SEN SANMAKİ BİR DAHA GELMEZSİN GÖRMEZSİN UNUTMAK KOLAYDIR BELKİ AMA YARA AGRIR KABUK TUTSA BİLE O YÜZDEN ARTIK GİT GİT GİT HOŞÇAKAL
ASLAN YILDIZ

BEKLE GELIYORUM BABA
DOĞUŞTAN YAZILI KADERİM ÇİLELİ.
NASIL ÖDERİM BABA EMEĞİNİ.
GİTTİN GİDELİ ANNEMİN YÜZÜ GÜLMEDİ.
GELİYORUM BABA ÖZLEDİM SENİ.
VERDİGİN EMEKLER BENİM İÇİNDİ.
CANINDAN OLDUN GİYEMEDİM MESTİMİ.
SANA OLAN VEFA BORCUMU.
GELİYORUM BABA BEKLE BENİ.
GENÇLİĞİME DOYAMADIM.
BU DERTTEN HİÇ KURTULMADIM.
YANINDA KAZILDI MEZARIM.
BEKLE BENİ BABA GELİYOR KEMALIN.
SEVĞİLİ KEMAL EKİNCİNİN ANISINA
ASLAN YILDIZ

DUMANLI

EKSİLMEZ BORANI KARI. HİÇ GİTMEZ AZILI KURDU.
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ.DUMANLIDIR ONUN ADI.
GENÇ KIZLAR KOYUN SAGDI.ORTASINDA BUZ GİBİ SUYU.
MAHSUNİMDE TÜRKÜ YAZDI. DUMANLIDIR ONUN ADI.
BAHAR GELİR RENĞARENK. HER YERİ AYRI BİR ZEVK.
HAVA ALANINADA DENK DUMANLIDIR ONUN ADI.
BAKARSAN AŞAĞI GÖZÜN ALMAZ ÇIKMASIDA KOLAY OLMAZ.
MURADINDA GÖZÜNDE KALMAZ.DUMANLIDIR ONUN ADI ...........
SAYĞILARIMLA..........ASLAN YILDIZ

AĞABEYİM HÜSEYİN

Akıl doğanın ürünü, bilinç aklın ürünüdür. Hüseyin ne bol ürünlü olmayı bir erdem olarak gördü nede yoklukla yerindi. Ama bir arpa tanesi suya gittiği için eyvaaah dedi.

Hüseyin küçücük bir çocuğun elindeki küçücük bir sopayla koyuna vurmasını abarttı, hiddetlendi hatta ayağa bile kalktı, ellerini iki yana doğru açtı çocuk yapma etme, eyleme, yazıktır günahtır koyuna vurma günaha giriyorsun dedi; çocuk daha doğru dürüst konuşamıyordu bile, ama herhalde Hüseyini anlamıştı elindeki çubuğu yere fırlattı, Hüseyine doğru hızlı adımlarla yürüdü. Yanına geldi kollarıyla Hüseyinin tek bacağını sıkıca kaptı. Hüseyin havlu atmıştı, biraz önceki hiddeti bitmişti, çocuğa adata yalvarıyordu. Çocuk yapma etme ben seninle güreşemem. Yazıktır bana diyordu, ama çocuk kararlıydı, Hüseyini yıkacaktı ve beklenen sonuç alındı, Hüseyin yavaşça yere düştü. Ve Çocuk Hüseyinin göğsünün üstüne çıktı. Bu kez Hüseyinin göğsünün üstünde ayakta durmaya çalışıyordu. Çocuk Hüseyini bir kez deha fena halde yakalamıştı. Ama Hüseyinin kımıldayacak hali yoktu. Çünkü kımıldadığı anda çocuğun düşeceğinin bilincindeydi. Hüseyin perişan haldeydi. Artık açıktan açığa Aliye yalvarıyordu, yapma kurban olayım Ali düşersin canım diyordu.

Esma amcasının bu içler acısı perişan haline dayanamadı. Aliyi çekip Hüseyinin üstünde indirmeye kalkıştı. Artık müdahale hakkı bana doğmuştu. Esmaya seni anlıyorum ama müdahale edemezsin dedim Esma kararlılığımın bilincindeydi, otoriteye karşı gelmenin anlamsız olduğunu biliyordu Esma geri çekilmek zorunda kaldı. Ama Aliye karşı kullanacağı yöntemim doğruluğuna inanıyordu. Oysa bu doğru değildi. Çünkü Esmada Aliye karşı bir güç kullanacaktı, ve Alinin kolundan tuttuğu gibi yere indirecekti. Oysa Aliyle amcası Hüseyin arasındaki bu mücadele doğanın kanunuydu. Sistemi ve sistemin kuralını tabiat ana koymuştu. Ne Esmanın ne benim otoritemizin olaya müdahale edecek haklı gerekçesi yoktu. Esasen müdahale etmemiz hataların en büyüğü olurdu. Ali ellerini Hüseyinin gözlerinin ve kafasının üstüne koyarak ve gülerek Hüseyini öpüyordu ve zaferini Hüseyinle paylaşıyordu. Hüseyinde kahkahalarla gülerek Alinin zaferini kutluyordu.

Bugün aklıma geldiğinde nedenli doğru davrandığımı şimdi daha iyi anlıyorum ve daha iyi anlıyorum ki, (ciddi boyutta hak ihlali olmadığı sürece ve müdahale edilecekse adil olmak kaydıyla) Hüseyini destekleyip Aliyi ezdirmek veya Aliyi destekleyip Hüseyini ezdirmek hataların en büyüğüdür. ve şimdi daha iyi anlıyorum ki doğadaki her canlı sorumluluğunun bilincindedir. Tekrar hatırladım ki; bir bireyi veya bir toplumu gırtlağından yakalayıp, başka bir bireye veya topluma ezdirmek yanlıştır. Ama yazıktır ki bazı toplum yönettiğini zanneden büyük insanlar veya insanlar topluluğu bunun idrakinde değiller.


Alinin elinde perişan olan Hüseyin yaymakta olduğu koyunlara dadanan kurda kahkahalarla gülerek onu bırak aha şunu yakala diye kurda rehberlik yaptı. Bunu annem babam ve hayatta olan ağabeyim Mehmet Bülbül ile birlikte izledik. Bu olayı daha sonra anlatacağım.

Biz kardeşleri olarak belki de gaflete düşerek ve nadir zamanlarda, belki anlık bir öfkeyle Hüseyinin aklından şüphe ettik. Ve fakat Tavla köylüleri Hüseyinin aklından hiç şüphe etmediler.(belki bir cahilin dışında, belki de öyle bir cahil hiç olmadı. Benimki sadece bir tahmin). Hüseyin Tavlalıları severdi Tavlalılar Hüseyini severdi, etkileşimden midir? Nedir bilinmez ama yabancılarda tavlalılar gibi davranırlardı Hüseyine.

Annemin genc yasta olumunden sonra ailemizin emektarlari agabeyim Mehmet, yengem Fatma ve cocuklari Esma, Suna, Hanım ve özellikle Melek Huseyine baktilar. Bunlarin dışında çoğu zaman büyük ve küçük Mercan Bülbül Hüseyini temizleyip karnını doyururlardı. Ama Hüseyini temiz tutmak ne mümkün sabahtan akşama üstü kirlenirdi. Kirlenmek de ne kelime berbat olurdu.

Her Tavlalının Hüseyinle ilgili birçok anısı vardır. ve çoğu da Hüseyinin erdemi üzerinedir. Belki biraz ileri gidip Hüseyine kutsiyet atfedenlerde oldu ama belki de kutsiyet atfedenler haklıydı.

YUSUF BULBUL

ANNEM YOK ARTIK BENİM

ÖDÜL VERİRCESİNE GÖZLER
O SEVGİ DOLU YÜREK
26 EYLÜL SAAT 02.10 DA SUSTU
ANNEM ARTIK YOK BENİM
BENSE 1.600 KM UZAKTAYIM,
TELEFONUN UCUNDAYIM
AHMET ABİ KARA HABER VERİYOR
DİYORKİ ALİ NEFES VERMİYOR
YAŞADIĞI BU KADAR DİYOR
ARTIK DİZLERİNE YATAMAYACAĞIM,
SAÇLARIMI OKŞAMAYACAK
BANA NİNNİ SÖYLEMEYECEK
OĞLUM OĞLUM , BİRİCİK OĞLUM DİYEMEYECEK
BABAM ÖLDÜĞÜNDE HENÜZ KÜÇÜKTÜM HATIRLAMIYORUM
SENİN KOLLARINDA BÜYÜDÜM
TAVLA DA YAMALI ELBİSEYLE DOLANDIM
DEMEK ARTIK YAMA YAPMAYACAK, ÇOK BÜYÜK DİKİŞ ATMAYACAK
OĞLUM AĞIR OL Kİ BATMAN GELESİN DEMEYECEK
''AY GÖRDÜM ALLAH , KISMETİM BİLLAH'' DİYEMEYECEK
ANNE ÇOK YUMRUK ATTIM, ÇOK YUMRUK YEDİM
AMMA BİR YUMRUĞUN YARALAR BENİ
ANNE SANA NE DİDİM
TAVLA'YA GETİRDİM
ABİMİN VE BABAMIN YANINDASIN
GÜZEL TOPRAĞIN VAR
SEN TAVLA'NIN GÜLÜSÜN İŞTE ONLARDA BURADALAR
HASRETİNE YANDIĞIN HÜSEYİN HÜSEYİN DEDİĞİN,
KARDEŞİDE BURADA AĞLIYOR....
ÇOK SEVDİĞİN KIZLARIN GELİNİN , AHMET BEKTAŞ, HASAN
KARTAL,
ONLARDA BURADALAR,
CEMAL AMCA KUR'AN OKUYACAK,
IHI..IIH..DEDİ
ANNE TOPRAĞIN BOL OLSUN RAHAT UYU,
SOYADINI TEMSİL EDECEĞİM, SANA SÖZ VERİYORUM,ANNE SENİ ÇOK
SEVİYORUM

ALİ TAŞOĞLU
27 EYLÜL 1999 TAVLA


HER SABAH BIR CEYLAN UYANIR AFRIKADA KAFASINDA
TEK BIR DUSUNCE VARDIR EN HIZLI KOSAN ASLANDAN
DAHA HIZLI KOSABILMEK YOKSA ASLANA YEM OLACAKTIR...

HER SABAH BIR ASLAN UYANIR AFRIKADA KAFASINDA TEK BIR
DUSUNCE VARDIR..EN YAVAS KOSAN CEYLANDAN DAHA HIZLI
KOSABILMEK....YOKSA ACLIKTAN OLECEKTIR..

ISTER ASLAN ISTER CEYLAN OLUN HIC ONEMI YOK
YETERKI
GUNES DOGDUGUNDA KOSUYOR OLMANIZ GEREKTIGINI..
HEMDE BIR ONCEKI GUNDEN DAHA HIZLI KOSUYOR OLMANIZ
GEREKTIGINI BILIN..

CUNKU EGER ASLANSANIZ VE EN YAVAS KOSAN CEYLANI
BIR ONCEKI GUN YAKALAMAMISSANIZ VE BUGUN BIR CEYLAN
YAKALAMAK NIYETINDEYSENIZ...
ARTIK BILMELISINIZKI EN YAVAS CEYLAN DUNKUNDEN DAHA HIZLIDIR;

O HALDE DUNE GORE HIZINIZI ARTTIRMANIZ GEREKMEKTEDIR.
YOK EGER CEYLANSANIZ VE HENUZ ASLANA YEM OLMAMISSANIZ
HIZINIZI DUNE GORE MUTLAKA ARTTIRMALISINIZ,
CUNKU SIRA SIZE GELMIS DEMEKTIR.

YANI HAYAT KOSUSUNDA DEVAM EDEBILMENIN TEK KOSULU VAR;
DUNDEN DAHA HIZLI OLABILMEK
BAKIN BAKALIM SIMDI KENDINIZE
ONDAN, SUNDAN, BUNDAN DEGIL
'DUNDEN' HIZLIMISINIZ?
M. Orman
Sidney/Avusturalya

Adi Ahmet Soyadi Demir
Yasadigi sehir Izmir
Iyi konusur iyi cizer
Portreleri vardir
Ahmet Bektasi'in da iyi arkadasidir
Tavla'da dogdu........
'Esmersin guzelsin'
'Olurum kizlar naz eyleme'yi soylerdi
Elektrikcilik yapti Ankara'nin sogugunda
Mutahitlik yapti Izmir'in sicaginda
Urla'da misafir agirladi
Cok guzel araba kullandi
Cekti felaket bir bobrek agrisi
Hatir bildi edep bildi
Telefonda 'dayi ben bir suc isledim' dedi
Guzel konusur..... dinletirdi
Yardim etti kotuluk gordu
Logiki cok severdi
Hep sevdi, sevildi
O yigit yasamina
Urla'da bir yazlik odasinda
7.65 mm lik ile son verdi dediler
Ahmet abi daha dun gordum, Caner buyuyor dersleri cok iyi
Cansu guzel bir kiz adayi
Caner'de Cansu da sana benziyor
Zehra ablayi sorarsan
O iki elini ve aklini cok iyi kullaniyor

ALI TASOGLU
19 Ekim 1999
SENOBA

Tavla'da iki yigit gecti ve yanyanalar.

Yare Sultan tasa etme
Bu sikintilarda biter
Eger canim sag ise
Ali bir gun pir..pir..
Kanat cirpacak uzaklara

Anamdan uryan dogdum
Tavla da yalin ayak gezdim
Tavuk ciftliklerinde cok calistim
Saclarim dokuldu, yilmadim mucadele verdim.

... yasimda Londra'yi gordum
Yasadim cok sukur
Nazli'min, Murat'imin sevdasini gordum
Bagli oldugum ocak ugrunda bir butun oldum.

Ve bu yuzdendirki yol arkadasim
Nasir'in bayrak actigi Beroja bakmak icin
Bir de sana
Birde topraga erken merhaba diyen yigitlere
Ve canlara ve evlatlarima,
Bakabilmek icin acik kaldi sag gozum.

Selam olsun Izmir'de Ahmet Demir'e
Selam olsun Tavla'da Cevat'a,
Ismet'e, Bulbul Veliye
Bilesinizki dostlarim bu korna caldiginiz yolarda
Pir..pir.. bir Ali Gun gecti.

Ve yuregim sana sevdalandi,
Gozum bu yuzden cok oynardi
Bilirsinki en guzel ben operim
En guzelde ben gulerim.

ALI TASOGLU
19 Ekim 1999-SENOBA



ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın